Ana içeriğe atla
Ana Sayfa
Kuruluş ve Görevlerimiz
Birimlerimiz
Arama
S.S.S.
İletişim
Site Haritası
  

 

Emniyet Genel Müdürlüğü

Dışilişkiler Dairesi Başkanlığı

İlkadım Cad. No:89

Dikmen/Ankara/Türkiye

   

                                   KOSOVA HAKKINDA GENEL BİLGİLER 

Başkent  

Priştina (500.000) 

Nüfus 

2.300.000 

Yüzölçümü 

10.861 km2 

Komşuları 

Sırbistan-Karadağ Devleti (Sancak bölgesi), Arnavutluk ve Makedonya 

Konumu 

Sırbistan ile Karadağ arasında yer almaktadır. 

Şehirleri 

Prizren, Cakova, Ferizay, İpek, Gilan ve Mitrovitsa 

Din 

İslam, Hıristiyanlık (Katolik, Ortodoks) 

Dil 

Arnavutça, Sırpça, Boşnakça ve Türkçe 

Etnik Durum 

Arnavutlar (% 90), Sırp (% 5) ve Boşnak, Türk, Goran ve diğer (% 5) 

Para Birimi 

Euro 

Dağları 

Sharri (Şar), Bjeshket, Nemuna ve Kapaonik 

Nehirleri 

İbar, Beyaz Drina, Lepenci, Sitnitza ve Binca Morava 

Gölleri 

Gazivode, Batllava ve Badovc 

  

Balkan coğrafyasının en eski halklarının yaşadığı Kosova, 10.861 km2’lik bir yüzölçümüne ve 2,3 milyon nüfusa sahiptir. Balkanlarda önemli bir konuma sahip olan Kosova’nın başkenti yarım milyonu geçkin nüfusu ile Priştina’dır. Diğer şehirleri Prizren, Ferizay, İpek, Gilan ve Mitrovitsa’dir. Komşuları Sırbistan, Karadağ, Makedonya ve Arnavutluk’tur. 

Kosova’nın %36,5’ini havza araziler kaplamaktadır. Bu havzaları Lab, Kriva, Reka, İbar ve üst Marova’nın nehir vadileri kuşatmaktadır. Dağlık araziler ise yüzeyin %37’sini oluşturur. Arnavutluk’un kuzeyinden itibaren Kosova’nın güney sınırını çepeçevre kuşatan Sharri dağları (2640 m), batı kesiminde yine Arnavutluk’tan gelip, Karadağ içlerine kadar ilerleyen Bjeshket ve Nemuna dağları (2656 m), kuzeyde Sırbistan’dan uzanan Kapaonik dağları (2000 m) bulunur. Ayrıca güneydoğu kesiminde yine sıra sıra ilerleyen tepeler bulunmaktadır. Kosova’nın iç kesimlerinde deniz seviyesinden yükseklik ortalama 500–600 m civarıdır. 

Kosova’nın en büyük nehirleri İbar, Beyaz Drina, Lepenci, Sitnitza ve Binça Morava’dır. Bunlardan Beyaz Drina Adriyatik denizine, İbar ve Binça Morava Karadeniz’e, Lepenci de Ege denizine dökülmektedir. Gazivoda, Batllava ve Badovc yapay gölleri; Obiliç, Priştina ve Mitrovitza’daki içme suyu ve sulama ihtiyaçlarını karşılamanın yanında termoelektrik enerji elde etmek için kurulmuştur. Ormanlar meşe, kayın, kozalaklı ağaç ve kestane ağaçlarından oluşmaktadır. Su kaynakları yanında Kosova, zengin madenlere sahiptir.

 

DEMOGRAFİK YAPI

Kosova kilometrekareye düşen 192 kişiyle Balkanların en yoğunluklu nüfusuna sahip bölgesidir. Bölge nüfusu ancak tahmini olarak verilebilmektedir. Zira son kayıtlar 1981 yılına aittir. Buna göre Kosova nüfusu 1.584.440’tır ve eski Yugoslavya’daki Arnavutların %71’i Kosova’da, %22’si Makedonya’da, %4’ü Sırbistan’da (Preşevo), %2’si Karadağ’da, %1’i de diğer yerlerde yaşamaktadır. 1991 sayımları ise yoğun işten atmalar, basın-yayın organlarına uygulanan karartmalar ve genel olarak sürmekte olan baskılar nedeniyle Arnavutlarca boykot edilmiştir. Bugün Kosova nüfusunun yaklaşık 2,3 milyon olduğu ve bu nüfusun %90’dan fazlasının Arnavutlardan oluştuğu tahmin edilmektedir. Kalan kısmın %5’lik kısmı Sırp ve Karadağlılardan, %5’i ise Boşnak, Türk, Goralı ve diğer gruplardan oluşmaktadır. 

Arnavut nüfus sadece Kosova’da bulunmamaktadır. Osmanlı’nın toplamda yüzölçümü 70.000 km2’ye varan Kosova, İşkodra, Manastır ve Yanya vilayetleri bugün Arnavutluk, Makedonya, Sırbistan, Karadağ ve Yunanistan sınırları içerisinde kalmıştır ve buralarda toplam 7 milyona varan Arnavut nüfus bulunmaktadır. 

Demografik yapının hareketliliği (her ne kadar Kosova kadar homojen bir yapı arz etmese de) özellikle Balkanların Müslüman nüfusunun yoğun olarak yaşadığı Bosna ve güneyi ile ciddi benzerlikler taşımaktadır. Kosova’nın değerli stratejik konumu ve coğrafyanın Balkanlar’da savaş ve karışıklıkların önemli merkezlerinden olması demografik yapıyı sürekli değiştirmiştir. Ortaçağ Sırp devletinin kurulmasıyla Kosova nüfusunun %90’lık bir kısmını Sırplar oluşturmuştur. Bölgenin Osmanlı egemenliğine geçmesiyle birlikte (1389) demografik yapının da hızla değişmeye ve aynı zamanda İslamlaşmaya başladığı görülmektedir. Bu değişim, “Henüz 1485’te Arnavutların hakim olmadığı bir yerleşim birimi olan Kosova’da 1782’de Sırpça anlayan hiç kimse kalmamıştır,” şeklinde ifade edilmektedir. 

Bölge nüfusunun şekillenmesindeki en önemli olaylardan biri şüphesiz 17. yüzyılın sonlarındaki II. Viyana yenilgisi sonrası Avusturya-Macaristan Devleti’nden destek alan 30 bin Sırp ailesinin Türklerin intikam alacağı korkusuyla bölgeyi terk etmesi ve adeta Avusturya-Macaristan’ın uç karakolları olarak sınır boylarına yerleştirilmeleri hadisesidir. Osmanlı Devleti boşalan Sırp nüfusun yerine bölgeye Arnavutları yerleştirmiştir. 

Sırplar, Kosova’yı etnik olarak Sırplaştırmak için özellikle Kosova’yı kendi sınırları içerisinde bırakan Londra Sefirler Toplantısı (1912) sonrasında katliamlar, göç ettirme ve asimilasyon politikalarını arttırmışlardır. Balkan ve Dünya Savaşlarını da fırsat bilen Sırplar, baskılarını yoğunlaştırmış, kimi iskan politikalarıyla da Sırp nüfus buraya yerleştirilmiş ve Türkiye’yle göç anlaşmaları yapılarak (1938) yine aynı hedefe matuf çabalar içerisine girilmiştir. Lakin kargaşa dönemlerinin ardından artan Sırp nüfus, ekonomik koşullar, düşük doğurganlık oranı ve istikrarsız ortam nedeniyle sayısal üstünlüğü hiçbir zaman sağlayamamışlar. Kosova’daki nüfusun yıllara göre verileri şu şekildedir: 

YIL

NÜFUS

YOĞUNLUK

1921

439.010

40,2

1931

552.064

50

1948

773.034

67,2

1953

815.908

74,8

1961

963.988

88,4

1971

1.243.693

114

1981

1.584.440

145,3

1993

2.100.000

192,8

 

1998–1999 Sırp-Arnavut savaşı bölge nüfusunda ciddi dalgalanmalar meydana getirmiştir. Özellikle savaş sırasında göç etmek zorunda kalan 1 milyon Arnavut’un tamamına yakın bir kısmı Kosova’ya dönerken, Sırp nüfusun ancak çok az bir kısmının geri geldiği belirtilmektedir. Bu durum bölgedeki Sırp nüfusunun çok daha alt seviyelere düştüğü izlenimini vermektedir. Bunun dışında 60–80 bin nüfuslu Boşnaklardan, 40–50 bin nüfuslu Çingene ve 30-40 bin nüfuslu Türklerden ve nüfusları çok az olan Mısırlı, Çerkez ve Goralılardan söz edilebilir.  

Kosova’daki nüfusun ciddi bir kısmını gençler oluşturmaktadır. İstatistiklere göre 19 yaş altı gençlerin oranı %52’dir ve bunların %44,3’ü 0–14 yaş grubudur. Böylesine genç bir nüfus Kosova’daki doğurganlık oranının da yüksekliğinin işaretidir. Kaynaklara göre 90’lı yıllarda Arnavutlar arasındaki doğurganlık oranı %6,60 iken Sırplarınki %3,42’dir. Kosova İstatistik Enstitüsü’ne göre Kosova’nın yıllık nüfus artışı 50 bin kişi civarındadır ve bu son 10 yıl içerisinde hesaplanacak olursa neredeyse Karadağ nüfusuna eş bir sayı anlamına gelmektedir. 

Arnavut nüfus Kosova’da çoğunluğu teşkil etmesine rağmen özellikle son 20 yıl içerisindeki etnik Sırpların baskıları, ekonomik kuşatma ve savaşlar nedeniyle dış göç vermektedir. Almanya’da yaklasik 400.000 Kosovalı Arnavut yaşamaktadır. İsviçre’de de 160.000 Kosovalı Arnavut, İtalyanlardan sonra İsviçre’deki 2. büyük etnik grubu oluşturmaktadır.


SOSYO-EKONOMİK DURUM
 

“Yugoslavya’nın en fakir evi” diye adlandırılan Kosova’nın iktisadi durumu iyi değildir. Nüfusun kalabalıklığı, tarımın geri kalmışlığı ve %50’lere varan işsizlik oranı, bölgenin temel ekonomik özelliklerini oluşturmaktadır. Kosova, tarih boyu hep bir devletin egemenliği altında kaldığından ekonomik açıdan da bu ülkelerin uygulamalarına bağımlı olmuştur. Zengin maden yataklarına sahip olan Kosova’da halkın geçim kaynağı daha çok tarım ve hayvancılıktır. Bu anlamda son dönemde küçük değişiklikler yaşansa da kırsal nüfus kentli nüfustan fazla olmuştur. 

Tarım ve hayvancılık yanında diğer önemli geçim kaynakları ormancılık ve madenciliktir. Avrupa’da yeraltı zenginlikleri ile meşhur olan Kosova, Tito Yugoslavya’sı döneminde, sahip olduğu linyit yatakları ile Yugoslavya rezervlerinin %58’ini teşkil etmekteydi. Kosova’nın Yugoslavya ekonomisine katkısı “Trepça Radi Beogradi Segradi” (Trepça çalışır, Belgrad gelişir) şeklinde ifadelendirilmekteydi. Bölgede kurşun, çinko, nikel, magnezit, boksit, krom, bakır, demir, kömür, gümüş ve altın gibi zengin maden yatakları mevcuttur. En meşhur maden ocakları Trepça, Tregu, Vjeter, Novobrdo ve Ayvalı’dır. Bu yeraltı zenginliği, Roma döneminden II. Dünya Savaşı Almanya’sına kadar Kosova’yı ele geçirme noktasında güçlü bir etken olmuştur. Kosova’daki ekonomik zenginlik, II. Dünya Savaşı’ndaki paylaşım sırasında Almanya’yı İtalya ve Bulgaristan’ın yanında Kosova’ya üçüncü ortak kılmıştır. Almanlar savaş sırasında kurşun ihtiyaçlarının %40’ını Trapça madenlerinden karşılamışlardır. 

Ekonomik yatırım ve programların yanlış yönetimi ve bu alanda yaşanan sömürü neticesinde zaten savaş öncesinde de kötü durumda olan Kosova ekonomisi, 1999’da NATO harekatı ile sonuçlanan savaştan büyük zarar görmüştür. Özellikle de Kosova’nın batısında bulunan yerleşim bölgeleri, tarım alanları ve altyapı tesisleri tahrip edilmiş ya da tamamen yok edilmiştir. Bunun sonucu olarak endüstriyel ve tarımsal üretimde hızlı bir düşüş yaşanmıştır. 

Savaş sırasında bir milyondan fazla Kosovalı, Kosova’nın daha güvenli bölgelerine, komşu ülkelere ve Batı Avrupa’ya gitmek zorunda kaldı. Bunların çoğu Almanya ve İsviçre’ye gittiler. 

Avrupa ülkelerinden Kosova’ya geri dönen göçmenler, Kosova’nın siyasi, ekonomik ve sosyal gelişiminde kilit role sahiptirler. Kosova’da yaşayan Arnavutların %80’i, diasporadan gelen aylık 250–500 dolar arasında yardımlarla ayakta kalmışlardır. Kosova’nın yeniden yapılanması büyük ölçüde bu yardımlar sayesinde gerçekleşmiştir. Savaş öncesinde Kosova’nın milli gelirinin %25’ini teşkil eden bu yardımlar, savaş sırasında %45’e ulaşmıştır. 

Savaş sonrası Kosova ekonomisi yine içler acısıdır. Fabrikaların büyük bir çoğunluğu hâlâ kapalıdır ve savaşın üzerinden 9 yıl geçmiş olmasına rağmen statü konusunun hâlâ çözümlenememiş olması istikrarsızlığın temelini oluşturmuştur. Nüfusun çoğunu gençlerin oluşturduğu Kosova, işsizlik nedeniyle neredeyse sosyal patlama noktasına gelmiştir. İşsizlik bazı bölgelerde %70’lere çıkmaktadır ve sınır bölgelerindeki ekonomik durum çok daha kötüdür. 2004 yılı rakamlarına göre Kosova’nın GSMH’sı 1.100 dolardır. Yine 2003 rakamlarına göre ise bölge ihracatı 36,3 milyon Euro iken ithalatı 968,5 milyon Euro’dur ki böyle bir açık ekonomik durumun ne derece kritik olduğunu ortaya koymaktadır.  

Anlaşılacağı üzere Kosova ekonomisi uzun yıllardır içinde bulunduğu darboğazı kısa zamanda atlatacak gibi görünmemektedir. Kosova’nın statü sorununun halledilmesinin ardından ekonomik istikrarın da yavaş yavaş sağlanacağı öngörülebilir.

 

KÜLTÜREL YAŞAM 

Coğrafyadaki varlıklarını MÖ. 3 binli yıllara kadar dayandıran Arnavutlar, bu süreç içerisinde Roma, Bizans, Orta Asya göçlerinin getirdiği istilalar, Slav ve Osmanlı etkilerini yaşamışlardır. Bu süreç boyunca da başta dinî olmak üzere çeşitli siyasi, ekonomik ve kültürel ilişkiler ortaya çıkmıştır. 

Arnavutların tek bir etnik toplum olarak adlandırılabilmelerinin en önemli nedeni kullandıkları ortak dil olmuştur. Bu sebeple Arnavutça, Arnavutların milli dili olarak kabul edilebilir. Arnavutça, Hint-Avrupa dil grubundandır ve Arnavut unsurların tarih boyu irtibat kurdukları Alman, İtalyan, Yunan ve Trakyalı dillerden farklılık taşımaktadır. Arnavutlar, Slav, Latin, Rum ve Türklerle ortak yaşam alanlarını paylaşsalar da bu diller, Arnavut çoğunluğun arasında konuşulan bir dil olma özelliği kazanamamışlardır. Arnavutça 14. yüzyıla kadar sadece konuşma diliyken bu dönemden itibaren yazı dili de olmuştur. Arnavutların bu dönemdeki farklı dinlere olan mensubiyetleri din adamlarınca Latin ve Yunan olmak üzere iki farklı alfabenin kullanılmasına yol açmıştır. Osmanlı döneminde ise Osmanlıca kullanılmıştır. 

Dini açıdan her ne kadar Arnavutluk’taki Arnavutlar parçalı bir yapı gösterseler de (%75 Müslüman, %25 Katolik ve Ortodoks, Hıristiyan) Kosova nüfusunun %90’ından fazlasını oluşturan Arnavutların %3’lük Katolik nüfus dışında tamamının Müslüman olduğunu söyleyebiliriz. Ülkedeki Sırp, Karadağlı ve bir kısım Çingene nüfus dışında kalan Boşnak, Türk ve diğer nüfusun büyük ölçüde Müslüman olduğunu ifade edebiliriz. Bu anlamda Kosova nüfusunun %95’e varan bir kısmı Müslüman’dır. 

Bölgenin dini açıdan tarihi seyrine bakacak olursak Yunanlıların MS. 2. yüzyılda Arnavut topraklarına Hıristiyan piskoposlar göndererek onları etkilediklerini görürüz. Fakat dağlık ve iç bölgelerdeki daha kapalı kabileler üzerinde etkili olamamışlardır. 9. yüzyılda Bizans döneminde misyonerler, Arnavutlar üzerindeki faaliyetlerini arttırmışlar ve neticede daha çok bugünkü Arnavutluk’un kuzeyinde kalan Arnavutlar, Roma Katolik Kilisesi’nin etkisiyle Katolikleşmiş, güneydekiler ise Ortodoks Bizans etkisiyle bu mezhebe girmişlerdir. Bundan sonra ise kuzey ve güney arasında kalan bölgede Ortodoks ve Katolik kiliselerinin çarpışmaları görülmüştür. Bu dönemde Arnavutların din ile olan ilişkilerine bakıldığında esnek bir yapı vardır. Bunun en güzel kanıtının da o dönemlerden kalma ne bir kilise örgüt yapısı ne de kendi dillerinde yazılmış bir İncil’in olmaması gösterilebilir.  

Osmanlıların 1389’da Kosova Savaşı’nı kazanmasından sonra bölgedeki varlığını kesinleştirmesi ve fetih hareketinin batıya doğru devamı neticesinde Arnavut unsurlarda İslamlaşma dalgaları görülmeye başlanmıştır. Osmanlı Devleti burada resmi bir İslamlaşma politikası gütmemişse de Arnavutlar, İslam dinini seçmişlerdir. Bunda doğal bir rakip olan güçlü Sırp etkisi dışında, dönemin Osmanlı yönetiminin sunduğu ekonomik, siyasal ve sosyal koşulların etkisi de rol oynamıştır. Osmanlı Devleti Arnavutların sıkı sıkıya bağlı oldukları kabile yapılarına çok fazla müdahil olmayarak onların İslamlaşmasında olumlu bir etki oluşturmuştur. 

17. yüzyıla gelindiğinde Arnavutların çoğu İslam dinini kabul etmiş durumdaydı. Buradaki Müslümanların dinî organizasyonları şeyhülislamın belirlediği düzene göre olmakta ve müftülerce uygulanmakta idi. Osmanlılar bölgenin İslamlaşması için bölgeye gönderilen tarikat mensubu dervişlerden, Anadolu’nun çeşitli yerlerinden getirerek bölgeye yerleştirdikleri Yörük Türklerinden başka, İslam kültürünün yayılması için de ciddi çalışmalarda bulunmuşlardır. Kosova’daki hemen hemen tüm kentlerde inşa edilmeye başlayan cami, tekke, han, türbe, medrese, mektep, kütüphane, zaviye, kale, kule, şadırvan, çeşme ve kervansaraylar şehrin dokusunu da değiştirmiştir. Bu şekilde Kosova’da inşa edilen vakıf eserlerinin sayısı 359’dur. Maalesef 1998–99 Savaşı sonrasında bunların çok az bir kısmı ayakta kalabilmiştir. Kosova’da Fatih Sultan Mehmet döneminde değerli mimari eserler inşa edilmiştir. Bunlardan biri Priştina’daki Fatih Camii’dir. Bunun dışında Prizren’de Sinan Paşa, Kaçanik’te Koca Sinan Paşa, Cakova’da Hadum, İpek’te Bayraklı Camileri önemlidir. Kosova’da Osmanlı eserlerinin dağılımı şu şekildedir: 215 cami ve mescit, 15 medrese, 26 mektep, 24 tekke, 42 han, 9 hamam, 11 köprü, 2 imaret, 1 kale, 1 çeşme ve 4 saat kulesi.  

Bugünse Kosova’da toplam 620 dinî eser bulunmaktadır. Bunlardan 41 tanesi kullanılmayacak derecede tahrip olmuştur ya da kullanılmamaktadır. Bugün bu eserler arasında en önemli rolü camiler oynamaktadır. Fakat savaş döneminde Sırpların temel hedeflerinden birisi camiler olunca 1.5 senede yakılan, yıkılan ve tamamen tahrip edilen camilerin sayısı 218’i bulmuştur. Ayrıca bu camilerin imamlarından 32’si de şehit edilmiştir. 

Arnavutlar hakkında zikredilmesi gereken önemli bir not da farklı din ve mezheplere mensup olan Arnavutlar arasında dini içerikli kavga ve çatışmanın meydana gelmemesidir. Arnavutların bu konudaki esneklikleri, Katolik-Ortodokslar arasında olduğu gibi Sünni Müslüman ve Bektaşiler arasında da sürmektedir. 

Kosova’da eğitim, komünist dönemde ve Sırp-Sloven-Hırvat Krallığı döneminde hep baskılar altında gerçekleştirilmeye çalışılmıştır. II. Dünya Savaşı öncesinde Kosova’da 252 okul vardı ve bunların tamamı Sırpça eğitim veriyordu. Savaş sonrasında ise okul sayısı 392’ye çıkarken, Arnavutça verilen dersler Sırpça olanlara saat açısından yaklaştırılmıştır. 1974 Anayasası’na göre Kosova, eski Yugoslavya’daki diğer cumhuriyetler gibi eğitimle ilgili, bilimsel ve kültürel faaliyetlerini düzenlemede tam bağımsızlığa sahipti. 

1989 yılında, Miloşeviç tarafından Kosova’nın özerkliğinin kaldırılmasıyla, Kosova’da bütün eğitim kurumlarının faaliyetleri durduruldu. Eğitim çok sınırlı imkanlarla evlerde devam etti. Bundan önce, Kosova’da, eğitim dilinde Arnavutça ve Sırpça eşit olarak kullanılıyordu. 

Kosova’da eğitim sisteminin bozulması uzun bir sürece dayanmaktadır. Bu süreç 1981’de öğretmen ve öğrencilere uygulanan, “siyasal ayrımcılık” olarak adlandırılan sistematik zulüm ile hız kazandı. 1990 yılının sonlarında, Sırp Parlamentosu Kosova’daki orta öğretim kurumlarının yarısının kapatılmasına karar verdi. Kosova’daki eğitim sisteminin tamamen felç olmasıyla birlikte on binlerce öğrenci bodrum katlarında gizli gizli eğitimlerine devam etmek durumunda kalmışlardır. 

Arnavut milliyetçiliğinin merkezi olarak bilinen Priştina Üniversitesi 1969’da Belgrad Üniversitesi’nin bünyesinde kurulmuştur. Üniversitede eğitim Sırpçanın yanı sıra Arnavutça da yapılmaktaydı. 1970’te Tiran Üniversitesi’yle yapılan anlaşma neticesinde, buradan 200’ü aşkın öğretim üyesi getirildi. Üniversitenin 10 sene içerisinde öğrenci sayısı 47 bine ulaştı. 1978 tarihine gelindiğinde üniversitedeki Arnavut öğrenciler %72’lik bir orana ulaştı. Sırpların Kosova’nın eğitim kurumlarını da kapsayan etnik temizlik hareketine başladığı 1990 yılından itibaren mezun sayısında düşüş olmuştur. 1,000 civarı profesör ve yardımcı doçent, 2 bin civarı yönetici ve 27 bin civarı öğrenci Priştina Üniversitesi’nden atılmıştır. Çok sayıda yüksekokul öğrencisi okullara alınmamıştır. Devam eden baskılar nedeniyle, Arnavut öğrenciler sınıflara alınmadıkları gibi üniversite kütüphanesine, yurtlara, yemekhanelere, kantinlere ve spor salonlarına da girememişlerdir. Savaş sonrasında uluslararası toplumun girişimleriyle Priştina Üniversitesi’nde eğitim faaliyetlerine yeniden başlanmıştır. Üniversiteye 20.000 civarı öğrenci devam etmektedir. Ayrıca Kosova’da özel üniversitelerin açılmasına da izin verilmiştir.